DÜŞLER TRAMVAYI - Blogcu



DÜŞLER TRAMVAYI

20/5/2007 - HÜZÜN YOLDAŞIM....

6 Ay önce bir pazar gecesiydi kader ve nazar bizi ayırmıştı. Altı koca ay geçti .... Her gün sana kavuşabilmek arzusuyla uyudum, uyandım lanet ettim. uyudum lanet ettim. Tadı kalmadı hiçbirşeyin. Anlamı zaten sendin yaşamımın; herkes bir mucize bekliyor benden ama bilmiyorlar ki benim hayatımdaki tek mucize SEN'din. Evcil hayvanını kaybetmiş bir çocuk gibi teselli ediyorlar . Kimseyle konuşmadım, hiçbir gülü koklamadım. Hep uyudum uyanmak istemedim. Seni gördüm düşlerimde uyanmak istemedim. Yeryüzünde beni anlayabilecek tek varlık yine SEN'din bu nedenle kimsenin anlamasını beklemedim. Zaten anlayamazlardı... Kafamda milyonlarca cevapsız soru var? Tüm arkadaşlarımız inanmadılar inanmak istemediler. Ben inanamazken ve kabul edemezken onları nasıl inandırabilirdim. Seni kaybetmedim, kimsenin giremeyeceği yerde kalbimde saklıyorum. Artık acı vermiyor hiçbirşey; babaannem felç geçirdi ama bana sanki grip olmuş gibi geliyor. Hayatımızın hergünü bana birşey olursa tek başına nasıl dayanırsın diye düşünüyorken bu hiç hesapta yoktu GÜLÜM ama bir saniye bile olsun sana kızmadım  bu yüden beni suçlasalar bile  ben sana kızabilirmiyim BEBEĞİM  kadere kırgınım Haşa Cenab-ı Allah'ın işinden sual olunmaz  ve en sevdiğini  daha erken  yanına alırmış.  Benim kırgınlığım sana  kavuşmayı beklemek  ve zamanını bilememek.  Biliyorum ki CENNET'tesin  babanın , babamın, amcanın ve  amcamın yanındasın.  Biliyorum ki her zaman hepimizin yanındasın ve başımıza gelenleri görüyorsun.  Her gece  dua ediyorum  yatmadan önce  "  Mekanın Cennet olsun bastığın yerler  Nurla dolsun" diye.  Bir an önce yanına gelebilmek için can atıyorum.  Kimse bilmez  ne  halde olduğumu .  Direniyorum hayata  ve ant içtim kimseye  tek laf ettirmemeye SEN'in hakkında. Buraya dostların hala gelip gidiyor. Ama yinede sinir bozucu şeylerde var. bu yazıyı okumadan durumu bilmeden yorum yazanlar ve sırf profilinde bayan yazdığı için mail atan SERSEMLER (kimse kusura bakmasın). Beni ve BERFİN'imi üzüyorsunuz. Acılarımıza saygı duyun lütfen hala bir parça insanlığınız kalmışsa tabi...

Yokluğunda konuşmadım
Hiçbir gülü koklamadım
Beden yandı taştı ama
İnan sensiz ağlamadım
Hayalini yorgan yaptım
İnan sensiz uyumadım

Aklım başımda değil ki
Sebebini bilmiyorum
Bize nazar değdi inan
Adım gibi biliyorum

Yar yine bana Haram Geceler
Senin için Ağlıyorum...

Seni ne kadar özlediğimi eminim ki biliyorsun. Ne olur beni de yanına al...
Hüzün Yoldaşım ruhum kalbim seninle...

Yorum (22) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/11/2006 - BU SON YAZI.... ÇOK ZOR BİR YAZI

ZOR

 

Ne kadar zor geliyor yazmak

Gülüşün gözlerimde asılı hala

Kalbimde çöreklenmiş bir acı,

Arıyorum hala ilacını

Düşünmek ne zor geliyor...

Teninin sıcaklığı tenimde kalıcı

Daha gidecek çok yolumuz varken

GÜZEL YARİM

Apansızın çöktü karanlıklar her yanıma

Boynumda ağır bir vebal yaşayabilmek;

Kabul etmek ne zor geliyor.

Gözlerim ararken kömürgözlerini

Isıtsın diye gecelerimi, gündüzlerimi

Dinmiyor gözyaşlarım Meleğim,

Oysa sen kıyamazdın gözyaşlarıma

Ben ağlarım derdin senin yerine.

Şimdi ben çok uzaklardayım kendimden

Yitirdim güzel günleri, düşlerimi.

Umutlarım saplandı kara

Sen benim KARDELENİMDİN.

Ne olur yardım et.

Hani masallar böyle bitmezdi.

Modern çağın Leyla ve Mecnun'u değilmiydik yoksa...

 

BARANDENİZ

 

Dostlar Nazlı çiçeğim Berfin'im 20 Kasım 2006 günü maalesef aramızdan ayrılmıştır. Ne zor şeyki bunları yazmak görevi bana kaldı. Bütün acılar gibi. O artık yazı yazamayaca, yorumlarınızı okuyamayacak,  yorum yazamayacak. Kollarımda uyuyup dizlerimde ağlayamayacak.Ben artık derdimi söyleyemeyeceğim. Yıllarca ona yazdım artık ben de yazamayacağım .

Dostça Kalın. Cihan'ın sayfasından Cihan'la ilgili gelişmeleri takip edebilir Meleğimin bizlere emaneti olan bu cana yardım edebilirsiniz.

 

Yorum (72) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/11/2006 - YARIN 10 KASIM ........ATAM....

Yarın 10 Kasım Atanı İyi Hatırla ve Öyle Rahmetle An!

Ninem bu!
Hatırlayıp da hırslanmamak ne mümkün derdi. Gözlerini anlatacağı masalın tam ortasına kilitlerdi.. Sağ elinde tuttuğu bastonuna inad daha bir diklenirdi ileriye ileriye. Sanki anlattığı masalda geçen tüm düşman güçlerini karşısına almış gibi öyle tek başına diklenip anlatırdı..
Küçük Mustafa'sını ve kardeşi Zübeyde'yi düşündü...
İstanbul'u Beşiktaşdaki evlerini ve düşman askerlerinin o zaman nasıl kuşattığını.. Tophane rıhtımındaki düşman gemilerinin kapkara toplarını kıyıya nasıl çevirdiklerini ve şehri nasıl istila ettiklerini hatırladı ve gözleri dolu dolu oldu.. Zübeyde hanım,günlerdir evine uğrayamayan oğlunu düşünüyormuş ne yapsındı ana yüreği.. Oğlu Mustafa Kemal Şişli'deki evde arkadaşlarıyla önemli toplantılar yapıp kararlar alıyormuş o sıralarda.. Ana şefkati işte, her zaman için bu toplantılardan gizli buluşmalardan çekinirmiş ürkermiş..

Ya başlarına bir şey gelirse diye? Oğlunu padişaha devlete karşı geliyor diye tutuklayıp öldürürlerse? Az beklememişti savaşlardan, sıcak çöllerden dönmesini yüreği ağzında oğlunu umutla.. İçinden dua etmekten başka ne yapabilir di o günlerde oğluna ve arkadaşlarına. Bu toplantılardan da yüzünün akıyla çıkmasını bilirler elbet diye şükürler edermiş elinde tespihiyle... Vatanı kimseye, asla teslim etmezler benim çocuklarım diye mırıldanırmış.

Günlerdir yine oğlunu göremeyen Zübeyde hanım kuşlardan çiçeklerden evvel uyanmış o güne... Her zaman başına örttüğü beyaz tülbentini eliyle çekiştirerek bir yandan da sabah ezanını dinleyerek abdest almak için uzanmış musluğa.. Namazını yeni bitirmiş ki çalınan kapıyı kızı Makbule açmış...

Zübeyde hanım oğlunu paşa üniformaları içinde dimdik karşısında görünce hem sevinmiş, hem de oğlunun bir yerlere gitme hazırlığının tamam olduğunu ve işin ciddiyetini anlayınca çaresiz üzülmüş..

Oğlunun bir an önce anadoluya geçmek istediğini zaten biliyormuş kendiside. Padişah III.ordu müfettişi olarak oğluna görev vermiş çünkü. Üzüntüsünü belli etmemeye çalışarak; Yolculuk ne zaman paşa oğlum? Diye sormuş..

Bugün anacığım, dün Yunan İzmir'e girmiş rıhtıma çıkar çıkmaz yaptıkları ilk şey Türk askerlerini ve albay Süleyman Fethi bey'i şehit etmek olmuş.. Onun için bir an önce Samsuna varmamız gerek..
- Ne zaman dönersin peki a oğul?
- Dönmek mi? Benim için dönmek yok, ölmek var artık canım anam! !

Ninem hiç unutmuyordu o günü Mustafa'sını Makbule'sini ve kardeşi Zübeyde'yi. 16 mayıs 1919 da ayrılmışlar.. Ana oğul üstelik en uzun ayrılışlarından biri olacakmış.. Karadeniz'in hırçın dalgalarıyla boğuşan Bandırma vapuru gibi olmuştu, anlatırken sanki ninem... Gündüzleri kıyıya yaklaşan,geceleri ışıklarını söndürüp hedefine açılarak güçlükle yol alan.. Pusulası bozuk ama hedefinden şaşmayan bir ilerleyişmiş bu.. Kayalara çarpmak, düşman torpidosuyla batırılmak, bunlar da an meselesiymiş...

Mustafa Kemal Paşa, yanındaki on sekiz subay ve asker arkadaşlarıyla 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun' da Anadolu topraklarına ayak basmış... İlk iş apoletlerini söküp III.Ordu müfettişliğinden ve askerlikten ayrıldığını ilan etmek olmuş..
Halktan biri gibi, halkla birlikte kurtuluş savaşını örgütlemeye girişmiş..
İşte böyle evlatlarım...
Üzerinde özgürce yaşadığımız ama malesef özgürlük adı altında sevgisiz saygısız onursuz rezilce yaşanılan bu vatanı ve bu bayrağı Cumhuriyetimizi büyük Atamıza ve silah arkadaşlarına borçlu değil miyiz? Kanlarını canlarını feda edip ruhlarını teslim eden bu yiğit evlatlarımıza şehitlerimize borçlu değil miyiz?
Diyeceksiniz ki şimdi; Ninecim bunları neden anlatıyorsun bize? Bunların hepsini tarih kitaplarında yazıyor bizde okul sıralarındayken okumuş öğrenmiştik ne gerek var ki şimdi bunları bize anlatmaya?
Peki o zaman neden unutuyorsunuz çocuklar? Neden unutuyorsunuz o zaman! Kanımız, canımız her şeyimiz olan vatanınımızı bayrağımızı kimden ve nasıl teslim aldığımızı?
Atalarımız kime emanet etti bu güzelim yurdumuzu? Haydi geliniz şimdi son kez yaşayacağımız pişmanlığımızla ellerimizde dua çiçeklerimizle onları bir kez daha okuyacağımız fatihalarla rahmetle analım.. Ruhlarını şad edip, amin diyelim... Ne duruyorsunuz çocuklar ne duruyorsunuz daha?

YARIN 10 KASIM ATANI ÖYLE HATIRLA ve RAHMETLE AN!

Her ölen şehit olabilseydi keşke! ! !

Ninem haklı olarak dellenmişti elinde ki bastonuyla gideceği yönü hiddetle göstererek, doğru anıtkabire şehitliklere diyordu...
Adımları yaklaşırken de söyleniyordu sesli sesli ve arada tövbeler ederek kendi kendine ve diyordu ki!

Her bağın üzümü bal olmaz.
Bazen dil yılan, söz zehir olur, bu olmaz.
İnsan olan dost olur, düşman hiç olmaz.
İşine gelince dost, sonra sokup kaçmak hiç olmaz!


Sakla samanı gelir zamanı amma yarın 10 KASIM 2006 Zamanı!
Ne kadar yol aldık ki ileriye?

Dua çiçeklerimiz fatihalarımız seninle ve bütün şehitlerimizle..
Ama vicdanımızı sakın sorma sen rahat uyu ATAM..


Sabiha Rana

Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/11/2006 - YAŞAMAK İSTİYORUM

 

DEĞERLİ DOSTLAR ;

CİHAN İÇİN BİRAZ DAHA DUYARLI OLMAYA DAVET EDİYORUM.......

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/10/2006 - RAPOR VE İZİN BELGESİ



Yorum (15) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/10/2006 - CİHAN'DAN VE KAMPANYADAN HABERLER

Evet dostlar,
Cihan , 2 hafta  Kartal Devlet Hastanesinde Radyoterapiye girdi. Şimdi GATA'ya tekrar yatırıldı. Tedavisi sürüyor. Şimdiye kadar kampanya için yatırılan meblağ 135 YTL'dir. Katkıda bulunan tüm dostlarıma ayrıca teşekkürü bir borç bilirim Fakat tedavisi için gerekli meblağ 250.000 YTL'dir. Cihan'ın tedavisinin devam edebilmesi için 250.000 YTL'nin çok acil toplanması gerekiyor.

Tüm duyarlı dostlarımızın bu kampanyaya destek için yardımlarını bekliyoruz.

Sevgilerle



BERFİN HAZAL

Yorum (13) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/9/2006 - LÜTFEN BU KAMPANYAYA DESTEK OLUN.....BANA 1 YTL VERİRMİSİN ?..T

 

 

SİZİ BİR HAYAT KURTARMAK İÇİN  DAVET EDİYORUZ.AŞAĞIDA VERMİŞ OLDUĞUMUZ HESAP NUMARASINA

BAĞIŞLARINIZI BEKLİYORUZ.......

 

 

 

Evet dostlar...

 biliyosunuz ki

yiğenim

Cihan hala yaşam savaşı veriyor ve biz artık elde avuçta ne varsa tüketmiş durumdayız Tedavi masrafları 250 milyar ve bizim artık masrafları karşılayacak durumumuz kalmadı lütfen sizde bu kampanya ya destek olun.......

 

ne kadar uzaksakta insanlığa insanlıktan bahseder dururuz her dem.. hayvanların sürü psikolojilerini görüp seyretmekle kalan insanlar onlarda ki dayanışmayı anlamadan.. hep yırtıcı vahşi yaratıkların kendilerine saldırmalarını bekler durur tek başına...oysa sana dokunmayan yılan bin yıl yaşarsa sana da dokunacaktır eninde sonunda... burda bahsedilen olay bir kişinin dramı ama yarın bizlerinde yaşayabileceğini kimse aklından geçirmiyor belki.. gene bizler bir şekilde haberdar oluyoruz ama büyük kentlerde komşularının bile haberi olmayan bu insanlar gözlerimizin önünde yanıbaşlarımızda tükenip gidiyor... ve biz bunlarda ''ben hiç birşey yapmadım'' diyerek suçsuzluğumuzu savunmakla yetiniyoruz.. hiç birşey yapmamak bazen en büyük kötülüğü yapmaktan daha fazla yıpratır birşeyler yapılmasını bekleyenleri...
17 yaşında bir çocuk daha... ve büyük bir meblağ istendiği için belki de tedavi olamayacak... büyük meblağ... her birimiz her gün milyonlar veriyoruz sigaralara... yada abur cubura... ve 70 milyon nüfuslu bir ülke de... yanı başımızda bizim için değeri olmayan 1 lira( milyon)lar... bazıları için değerli hale gelebilecekken biz gene o milyonlar verdiğimiz sigaralardan bir tane yakıp hiç birşey yapamayışımıza içerleyip karamsarlığa dalıyoruz... bu meblağ 250 milyar bir ailenin kolaylıkla altından kalkabileceği bir yük değil...
evet ben yalnız başıma birşey yapamam...
sen de bir şey yapamazsın
o da..
ama biz yapabiliriz...
bana kalırsa bu tedaviyi aile karşılayamayacak durumda ve basit bir dayanışma bu sorunu çözebilir... ki bu o kadar abartılı bir yükte değil insanlar için... saçma sapan futbol takımları için bile.. br gecede trilyonlar toplanabiliyorsa... bir hayatın kurtarılması içinde yapılabilir bu... 

merduranli

 

20860 sayılı Yardım Toplama Kanununu 7.ve 8. maddelerine göre

İstanbul Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü İzniyle


YKB MaltepeŞubesi

 

Hesap No:

66059654

 

hesap sahipleri

 

AYTEKİN GÜNGÖR

HÜSNÜ CEYLAN

MURAT AY

 

 

 irtibat telefonları

 

0216 399 34 74

 

AYTEKİN GÜNGÖR(dayısı)

0532 208 18 12

 

 

şimdi dayanışma zamanı.......

 

TEŞEKKÜRLER

Yorum (26) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/9/2006 - İNSAN OLMADAN,İNSAN KALABİLME SAVAŞI

Doğumum elimde değildi.  Ailemi, memleketimi, adımı ve gideceğim
okulları ben seçmedim. Hoş seçseydim; sadece gittiğim okulları
değiştirmek isterdim.
    İlk okulda öğretmenim, adam gibi insanlarla, insan gibi adamlardan
bahsettiğinde, adam gibi bir insan olmaya karar verdim aklımın
yettiğince, ama hala insan sınıfına dahil edemedim kendimi.
    O günlerde babam, "hayatı ve insanları kötü yanlarıyla sev demişti",
ne hayatı, ne insanları, ne sevecek, ne nefret edecek kadar anlayamadım.
Hayatı adil bulmadım; erken aldı sevdiklerimi, insanlarıysa samimi,
benimleyken maskelerini bırakmadılar bir yana.
    Çocukluk arkadaşlarım oldu, şimdilerde dostum diyebildiğim insanlar
kaldı bana, riyanın ve fesadın ruhumuza girmediği çağlardan.
    Paylaşabildim onlarla, şimdi, küçük kardeşimin adını bile bilmediği
oyunlar...
    İlk kez 6  yaşında fark ettim, beni mutsuz eden bir şeyin, başkası
için değerli olabileceğini; babamın doğum günüm için aldığı bebeği
verirken komşunun kızına, yüzünde gördüm bir basketbol topuna
göstereceğim sevinci.
    Annemin onca emek verip diktiği elbiseleri utandım giymekten,
çevremdeki yoksulluk, bayramlarımı hüzünlendirdi. Hala giyemiyorum
dolabımda bir hafta geçirmeyen yeni bir giysiyi.
    O günlerde ölümle de karşılaştım, ama hatırlamadım hiçbir şeyi, ömür
boyu sürecek bir men kararı hayatımı değiştirdi; başıma darbe almam
yasaklanmıştı.
    Bir gün sokağa çıkamaz olduk, akşamları karşı mahallede meşalelerle
dolaşan ve sloganlar atan adamlar gördüm. Bahçemizde bomba patladı,
kurşunlar girdi evimizden içeri. Her şey sona erdiğinde farkında
olmadım, geride bir yığın genç ceset kaldığını ve bilmiyordum
yaşananlardan ders alınmadığını....
    Sonra can dostumu kaybettim sonsuza dek; yarım, eksik büyümek
zorunda kaldım.
    Ortaokulda sevdalandım; edebiyata, sinemaya, tiyatroya, spora ve
türkülere.Arkadaşlarımsa "Converse" ve "Nike" marka ayakkabılara
düşkündü. Ayıplandım, markasız spor ayakkabılarım dostsuz bıraktı beni,
ben marka düşkünlerini bıraktım.
    Kimsenin bilemediği bir soruya cevap verene kadar, giremedim "Sosyal
Bilgiler" hocamın gecekondu sakinlerini adam yerine koymayan gözüne.
    Aynı gün içinde, din dersinde gayri Müslim, Fen dersinde bağnaz bir
Müslüman olunca, ne din, ne fen güven vermedi, karışık bir kafayla
dolaştım yıllarca.
    Lisede iyice nefret ettim okuldan. Hocalarım; beyaz çoraplara, kısa
saçlara, etek boyu uzun üniformalara ve nota düşkündüler, benimse
alerjim vardı kurallara.
    O günlerde edindim üniforma düşmanlığımı...
    Hastalıkla tanıştım sonra. Kuşkusuz öğrendim sağlığın önemini, ama
aynı anda hayatım yitirdi anlamını.
    Sonra film koptu bir süre, gözlerimi açtığımda Üniversitedeydim. İlk
dersim, çok acımasızdı; saçından sürüklenen ve coplanan gençleri
gördüğümde daha 1 haftalık öğrenciydim.
     Geleceğine saldıranları izlediğimde anladım, kavga etmeden
tartışamadığımızı ve sessiz kalmayanların sindirildiğini.
    Sordum nedenlerini, "haklısın" ile başlayıp, "ama" ile biten
cümleler düştü payıma.Farkında değillerdi; geleceğin umudu dedikleri
bizler, onlardan miras alamamıştık umudu....
     Yine de okuldan iyidir diye düşünürken, adaletten, eşitlikten,
hürriyetten bahsedenlerin, hala başımıza, sakalımıza bakmaları rahatsız
etti beni, neyse ki çoraplarda kural yoktu; yanmıştım yoksa, beyaz çorap
giymiyordum liseden beri.
     Bir meslek edindim elbet, yeni dostlar girdi hayatıma, hatta
sevdiğim hocalarımdan öğrendim de bir şeyler, ama ağır buldum bedelini.
     Sonra, canlar verdim toprağa birer birer, bir ömür sürecek
hasretler filizlendi. Sancı dolu geceler, gün eksiltti ömrümden.
Büyümeye başladım istemeden.
    Türkülerle, şiirlerle avuttum yüreğimi, insan olmaya çalışırken bir
kez daha, değişmeye başladı çevrem.
    Yüreğini cüzdanına sığdıranların, aynaya bakmak için onura
gereksinimi olmayanların borusu öter oldu memleketimde.
    Yürek gerektiren sevdalar, çıkar kollayan akıllı sevgilere bıraktı
yerini...
    Daha insan olamadan, insan kalabilmenin savaşı başladı.

 

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/9/2006 - SAHİLDEKİ KADIN-2

 

Ama kendini çok
hafiflemiş hissediyordu. Artık onun için yeni bir hayat başlıyordu.
Buraya kaç kez oğluyla beraber gelmişlerdi.  Babasını görmeyen sadece
resimlerden tanıyan ve bir denizci olduğunu bilen oğlu her gemiyi annesine
gösterip duruyordu. Babasının bir gün geleceğini düşünüyor annesini sürekli bu
iskeleye sürüklüyordu. Sadece oğlu mu o da hep geleceğini ümit etmişti.
Onu gemisine buradan yolculamışdı. Karnındaki çocuğuna dokunarak
bebek dogmadan mutlaka döneceğim ve evleneceğiz dememiş miydi. Önce yurt
dışındaki islerinin biraz uzayacağı ve doğuma yetişemeyeceği haberi gelmişti.
Bir daha da hiç haber alamamış ama ümidini yitirmeyerek sürekli bu iskeleye
gelir olmuştu.  Ama gelen bu son haberle yıkılmıştı. Ölüm haberi gelse bu
kadar yıkılmazdı herhalde. Ama artık onlar için bir ölüden farkı
yoktu. Oğluna da bu şekilde söyleyecekti. Yoksa aslında başkasıyla evliyken
annesini kandırdığını onları hiçbir zaman umursamadığını
açıklayamazdı o masum yavruya. Arkadaşlarının onu uyardıklarını hatırladı.
Haklılarmış nasıl da onu savunuyordum onlara karşı. Artık bunları düşünmemeliyim diye
geçirdi içinden. Bundan sonra ne yapmalıyım. O ilk ve son mektupla
gelen para sadece doğum ve birkaç aylık masrafını karşılamıştı. Arkadaşına
ait olan bu yazlık evde onun yanında kalıyor, arkadaşının ve babasından
gizli olarak annesinin yolladığı para  yardımıyla geçiniyordu.  Babası
hamile kaldığından itibaren onu görmeyi reddetmiş torununun yüzünü de hiç
görmemişti. Annesi ara sıra torununu görmeye gelirdi. Her gelişinde
onu biriyle evlenmesi için ikna etmeye çalışırdı. Sadece o değil yanında
kalan arkadaşı da öyle. Arkadaşının abisi olan Serdar eskiden beri onu
seviyordu.
Bunu biliyordu. Arkadaşı vasıtasıyla çocukla bile onu kabul ettiğini
bildirmişti. Ama o her konu açıldığında oğlumun babası gelecek diye
susturmuştu onu. Sanırım artık bunu kabul etmesi gerekecekti.
Başkalarının yardımıyla ne kadar geçinebilirlerdi. Oğlu büyüdükçe masrafları da
artacaktı. Bunları düşünerek yola koyuldu.
Eve geldiğinde arkadaşı kapıda karşıladı onu. "Seni çok merak ettim. O
haberi verdiğimde aniden çıkıp gittin bir şey söylemeden . Beni çok
korkuttun." "Biraz düşünmeye ihtiyacım vardı." "Biliyorsun bana da yurt dışında yasayan bir arkadaşım söylemişti onun evli olduğunu. Bunu sana söyleyip söylememekte çok kararsız kaldım. Çok üzülmeni istemiyorum." diyerek tekrar sarıldı.
"Biliyorum sen çok iyisin. Bana kapını açtın. Bu durumdaki bir kadını
kim alırdı yanına. Bana arkadaş olduğun gibi oğluma da teyzelik yaptın. Ama bir
karara vardım. Onu unutacağım. Tekrar evlenmek istiyorum."
"Buna çok sevindim hayatim. Hala çok güzel ve alimlisin. Seni isteyecek çok kişi vardır biliyorum."
"Evet abinden bahsediyorsun değil mi? Daha geçen hafta konuşmuştuk biliyorsun. Ne kadar aptalmışım burnumun ucundaki dururken ben hala gelecek,diye seni azarlamıştım.Serdar' in bunca zamandır neden hiç evlenmediğini de biliyorum. Ona haber verebilirsin."
"Öyle sevindim ki, bir an önce bu haberi ona vermeliyim. Havalara uçacak.."
diyerek çıktı evden.
Oğlunun odasına girdi. Her şeyden habersiz oyuncaklarıyla oynuyordu.
Ona hem babasının öldüğünü hem de yeni bir babası olacağı haberini nasıl
verecekti.
Oysa bunu en çok oğlunun geleceği için yapıyordu.
Aradan iki ay geçmeden evlendiler.  Serdar 'da oğlu da çok mutlu
gözüküyordu. Serdar ona ve oğluna çok iyi davranıyordu. Babası da
onunla barışmış torununu bağrına basmıştı.Ya kendi mutlumuydu. Ona ne kadar
iyi davranırsa davransın onu bir türlü sevememişti yaşadıklarını aklından
atacağı yerde daha çok düşünür olmuştu. Annesi kızının mutlu
olmadığını hissediyor için için üzülüyordu. Bu arada istemeden Serdar 'dan
hamile de kalmıştı. Karni günden güne büyümeye başlamıştı. Yedi aylık olmuştu bile. O
gittiğinde de oğluna 7 aylık hamile olduğunu hatırladı. O gittiğinde günlerce ağlamış bir taraftan da bebeğe zarar vereceğini düşünerek kendine hakim olmuştu. Bunları düşünüp gözünden akan yaşları silerken annesi heyecanla içeri girdi. Bir şeyler olduğunu anlamıştı. Annesi heyecanla Onun geldiğini onları bulduğunu ve hiçbir zaman evlenmediğini ve
gemide bulunan bir eroin yüzünden gittiği ülkede suçsuz yere hapse atıldığını bunca
zamandır o yüzden gelemediğini bir çırpıda anlattı. Konuşmalardan arkadaşının abisi Serdar yüzünden böyle bir yalana baş vurduğu ortaya çıktı.
Annesi iskelede Onun onu beklediğini söyledi. Babası annesinin ona bunları söylemesine engel olmak istemişti. Ama kızının mutluluğu için
bunu saklayamazdı. Kızının şimdiki durumundan da ona bahsedememişti.
Evden koşarak fırladı. İskeleye doğru giderken ne düşüneceğini ona ne söyleyeceğini bilemiyordu. Arkadaşı onun ve abisinin mutluluğu için bu yalana baş vurmuştu. Onun geri dönmeyeceğinden çok emindi. Ama işte geldi.
Neden neden yaptı ben onu sonsuza kadar beklerdim geleceğini biliyordum diye
düşünürken iskeleye gelmişti bile.
O koşup ona sarıldı. Hiçbir şey konuşmadan bir süre sarili durdular O sonradan karnini fark etti hemen eğilip bebeğim diye karnına sarılıp
ağlamaya başladı. Bir an sanki zaman durmuş bebeğiyle iskelede bıraktığı kadın orda duruyormuş gibi gelmişti ona. Bir süre sonra soku atlatarak durumu kavramış artık beraberce kötü kaderlerine ağlamaya başlamışlardı

 

                                                     SON

 

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/9/2006 - SAHİLDEKİ KADIN-1

 

SAHİLDEKİ KADIN

 

Bir öğle sonrası deniz kenarındayız. Hava öyle kasvetli ve kapalı ki
sanki akşamüstü karanlığı çökmüş. Yağmur yağdı yağacak.

Bir iskele ve üstünde etekleri uçuşan bir kadın. Gözlerini ufka dikmiş. Rüzgar biraz hızlı
esse onu uçuracak kadar zayıf bir kadın. Uzaktan bakıldığında çok genç görünse de yüzündeki çizgiler 38-40 yaşlarında olduğunu söylüyor. Peki orada isi ne.Kendini her an denize atacakmış gibi duruyor. Bunda havanın etkisi de büyük olmalı. Çok üzgün ve karamsar bir hali olsa da ne daha önce ne de simdi intiharı düşünecek yapıda biri değil o. Karanlık bulutların ötesindeki maviliği hissedecek biri o. Etraf çok issiz. Kimseler gözükmüyor ortalıkta.
Çevredeki evler hep yazlık olarak kullanıldığı için sonbahar gelip
okulların açılmasıyla terkedilmiş görüntüsü sergiliyor.
Etekleri uçuşan kadın sanki o ani hafızasına kazımak ister gibi
saatine baktı. Belki de her şeyin ilacının zaman olduğunu biliyor ve su an
için tek dileği zamanın geçmesi. Sonra elini cebine attı. Güzel bir el
yazısıyla yazılmış bir mektup çıkardı. Onu elinden geldiği kadar küçük parçalara
ayırarak denize attı. Bir süre her parçası dalgalar arasında kaybolana dek izledi. Çok kolay olmuştu. Halbuki daha önce defalarca onu yok etmek için sakladığı yerden çıkarıp kıyamayıp tekrar tekrar okuyarak yerine koymuştu.
Gerçi ondan kurtulmuş olsa da her satırı hafızasına kazınmıştı. Ama
olsun bu bir aşamaydı onun için. Arkasından resimlere sıra gelmişti. Onları da
hiç tereddüt etmeden diğer cebinden çıkardı. Ve ayni işlemi onlar için de
tekrarladı. Evet sonunda onlardan da kurtulmuştu. Şimdi sıra onu
hafızasından da atmaya gelmişti. Bu kolay olmayacaktı biliyordu.
Ondan kalan her şeyden kurtulmuştu. Peki ya oğlu. Ona bu kadar tıpa tip
benzeyen oğluna her baktığında onu unutması mümkün olacak mıydı.

 

............................................DEVAM EDECEK

Yorum (12) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Seferim ->

Hakkımda

düşler tranvayı

Bağlantılar

Ana Sayfa
Mai Vatman
Arşiv
Düş Yolcularım
e-posta

Kategoriler

Düş Yolcularım

hussoloji
zelis
ikizler
darkangel
h2so4
caglar
pelinnn
kardanhasan
raciegi
masal
hakan kartal
yeniedebiyat
samanyoluaydin
ujni40
anday
Özkan Özdemir
hasan37
dungeon dungeon
tekeli
liana
gulten
perfect
Ali ŞAHİN
byrevolutionist
eyust
meyraca
compete
guvenavticaret
xdeadxgirlx
suhamel
firlamakaciklar
hurricanee
Zeynep yeniLerdenim
ireen
siirlerindili
bnlnt
bethesna62
bicem
maniaks
ozgedir
neslinursema1
gulumsebl
nilufertuglu
Kâmuran Esen
eroman
mustafa nazif
perisel
merduranli
siirlianlar
canandansiirler
visal
aqademic
kaybolusculuk
byuarsiyu
sevdasiirleri
mtb1973
sunlight
vlkn
roj00316
KİRLİ SAKALLI BEBEK
lirva
cumhuriyethalkpartisi
huzzam
thelosthighway
sevgicicegii
derinsozler
ile
sevdaninrengi38
erginbay
79ada
amedi
pirosuskun
postane
loveanddesire
Aydin MERT
berrinsulari